28 Ocak 2012 Cumartesi

Zey's Fashion Room

Bu post'umuzda Zey'in Moda Odası'na konuğuz.

http://zeysfashionroom.blogspot.com/2012/01/2012.html

Önce bu blog'u gördüğümde Zey neyin kısaltması diye kafa yordum. Adını kısaltarak kullandığını varsayarsak muhtemelen Zeynep. Zeynep'in blogunda kendini tanıtan kısımdaki özlü söze bakalım önce;

''Fashion is not something that exists in dresses only. Fashion is in the sky, in the street, fashion has to do with ideas, the way we live, what is happening''


Klasik moda şudur budur geyikleri işte. Google'da aratınca bu sözün Coco Chanel'e ait olduğunu öğrendik. Ben de buradan yola çıkarak her sektöre uyarlanacak bu beylik laflara kafa yordum. Abartısız her mesleğe uygulanıyor. Mesela türkçesi neymiş,

"Moda sadece kıyafetlerde varolan bir şey değildir. Moda gökyüzünde, sokakta, moda fikirlerle ilgili, nasıl yaşadığımızla, ne olup bittiğiyle."

Moda yerine mühendislik koyalım.

"Mühendislik sadece şantiyelerde varolan bir şey değildir. Mühendislik gökyüzünde, sokakta, mühendislik  fikirlerle ilgili, nasıl yaşadığımızla, ne olup bittiğiyle."

Muhasebe koyalım.

"Muhasebe sadece defterlerde varolan bir şey değildir. Muhasebe gökyüzünde, sokakta, muhasebe fikirlerle ilgili, nasıl yaşadığımızla, ne olup bittiğiyle."

Otoparkçılık koyalım.

"Otoparkçılık sadece katlı otoparklarda varolan bir şey değildir. Otoparkçılık gökyüzünde, sokakta, otoparkçılık fikirlerle ilgili, nasıl yaşadığımızla, ne olup bittiğiyle."

Falan filan. Neyse.

Heh meşhuuur 2012 geldi..Maya ların kafayı taktıgı yıl.. Bakalım ne olucak :) Yeni yıla girmiş bulunuyoruz hatta 2 gün geçti bile neredeyse. Noldu işte girdik yine bişi olmadı..


Mayalar herhalde sene 2012'ye geldiğinde Zeynep "kafayı takmışlar" cephesinden bakacak diye tahmin etseler bırakırlardı çalışmalı malışmayı. Ayrıca 21 Aralık'ta var o bişey olması mevzusu, Mayalar dememişler ki hocam 2012'ye girdiniz sıçtınız. Bi de noldu işte girdik bişey olmadı diyor. Ne olacaktı, ne olsaydı iyiydi? Bi big bang göremedik o kadar 2012'ye girdik diye mi üzüldün?

milli piyango yine bana çıkmadı ki bu sene cok umutluydum.Seneye artık..Yine aynı olan hayatıma geri döndüm..


Milli piyango çıkmasına umut bağlamış ya... Çıkmayınca da aynı hayatına geri dönmüş. Zeynep'çim, milli piyangonun senin elindeki bilete çıkma ihtimali 10^7'de 1. Umut bağlanacak bir oran yok yani ortada. Sen yine aynı olan hayatında kal, şans oyunları konusunda ise sana iddaa'yı öneriyorum. Ama Bundesliga'dan uzak dur.

Yılın ilk gezisini yarın sbh istanbul'a dogru yapacak oldugum gezisiyle baslatıyorum.Nedeni iş olsa da, ne demişler iş bahane gezmek şahane..


İlk cümledeki anlatım bozukluklarına da girmiycem, dediğim gibi iddiam bunlar değil, insanlık hali diyelim. Şu iş bahane gezmek şahane kafasında yaşayanların işlerini çok merak ediyorum. Neyse, Zeynep'in hakkaten iş gezilerinde gezmeye de fırsat veren bir mesleğinin/işinin olduğunu ve işvereni maddi kayba uğratmadığını umarak devam edelim.

Nasıl başlarsan oyle gıdermıs cumlesının verdiği gazla butun sene gezecegımı umuyorum


Umut fakirin ekmeği, amin.

Altına ise yine ülkemiz kadın blog yazarlarının yakalanmış olduğu "ingilizcesini yazmazsa ölecek" hastalığına yakalanmış biri olarak ingilizcesini yazmayı ihmal etmemiş.

Zamanında bindiğim bir uçakta kaptan pilot türkçe detalı detaylı anlatıp ingilizceye geçince "leydiz end centılmın welkam to the fılayt eeeöööah" diyip kapattığındaki duyguları yaşıyorum bunları okuyunca. Türkçesini dört satırda anlattığı derdini ingilizce olarak iki satırda izah etmesinden de anlayabileceğimiz gibi Zeynep'in de ingilizcesi yetersiz, yine de inatla yazmış. Ne demiş?

We entered the new year, even 2 days passed..Nothing changed or happened.Although i was so hopeful,  i did not hit the great lottery.Hope next year :) Tomorrow morning i am flying to istanbul for business but my main goal is travelling of course..


Türkçesi şu:

Yeni yıla girdik, iki gün geçti bile. Hiçbişey değişmedi, olmadı. Çok umutluydum ama büyük ikramiyeyi de kazanamadım. Kısmet seneye :) Yarın sabah İstanbul'a uçuyorum iş için ama derdim seyahat tabi...

Zeynepçim, nerede o Türkçe yazındaki kıvrak zeka oyunları, dünyanın sonu ile ilgili küçümser yorumların, hayatın hakkındaki depresyona göz kırpan rutinlikten şikayetçiliğin? Beni hayalkırıklığına uğratıyosun söyliim.

Fotoğraflara da bakalım.

Diğer postlarından birinde Zeynep'in şöyle bir pozu vardı:



Bunu görüp aha Ağır Roman'daki Arap Sado posture'u dicektim ki bikaç fotoda daha onu görüp galiba anatomik bi rahatsızlığı var diyip acıdım. Ama sonra bakınca gayet düzgün durduklarını da gördüm, acımam öfkeye dönüştü. Tarih boyunca varolan tüm estetik standartlara, tanımlara şu pozdaki samimiyetin yarısını göremediğim için öfkelendim, modayı hayatının her alanına enjekte etmiş Zeynep'in aynı zamanda bu normlara ettiği zarif küfre özendim, saygı duydum. Ama baktım sonra, ıyk, güzel durmuyo. Her an çantasından kelebeği çıkarıp hasmının baldırına takabilecekmiş gibi bir hava veriyor. Biz yine estetik normlara bağlı kalalım.



Zeynep de gökkuşağı toptancısı gibi yerden dört parmak yükselebilenlerden. zıplarken de minisi açılıp frikik vermemek için özel çaba sarfetmiş.



Kürk konusunda malesef hayalkırıklığına uğradım, vintage falan yazdığına göre (biliyosunuz marka yerine vintage yazmak "annemin/haminnemindi" anlamına gelir bu camiada) gerçektir o, Zeynep gibi duyarlı olmasını bekleyeceğim bir kızın bu canavarlığı tüm dünyaya haykıra haykıra onaylamasını ve kürküyle bu tip pozlar vermesini yadırgadım.

Bu "kombin"inde kullandığı markaları da yazmamak olmaz biliyosunuz, o da bi tatmin konusu hanım kızlarımız için.

Fur/Kürk, Vintage

Dress/Elbise, Zara

Shoes/Ayakkabı, Tommy Hilfiger


Çorapları, eldivenleri, gözlüğü, kolyeyi ve saçını hangi kuaföre yaptırdığını paylaşmayarak da eksik info vermiş. Bu açıdan da sınıfta kalmış.

Sonuç olarak Zeyno'yu üç hayırla uğurluyoruz. Vintıc kürkünü de çok uluorta giymesin, yapıştırıverirler bigbabol'u, annesi ile arası bozulur. Duruşa biraz dikkat, özellikle omuzlara. İngilizceye ağırlık verelim, işimize önem verelim, piyangolardan beklentileri düşük tutalım ve 21 Aralık gibi tekrar görüşelim. AEO.

Mumu ve Reklam Canavarı Ahu

Bu kadın blogların takipçi sayılarının nasıl 500-600'den başladığını merak ediyorsunuzdur.

http://www.ahuatesel.com/2012/01/yeni-yl-sonras-hediyesi.html

Burada Ahu adlı hanfendinin postu tazece bir örnek oluşturduğundan inceleyelim.

Bi hediye veriyormuş, bu hediyeyi kazanmak için yapılması gerekenleri de sıralamış;


1. Onda Sole Facebook sayfasını beğenmeniz ve Twitter hesabını takip etmeniz.
2. Sitemin izleyicisi olmanız.
3.Bu çekilişi Facebook, Twitter yada bloğunuzda duyurmanız.
4.Yorum bırakırken, size ulaşabileceğim mail adresinizi yazmayı ihmal etmeyin

Mübarek bebek bezi değiştirme çantası ödüllü çekiliş değil üçüncü köprü ihale şartnamesi. O bilgini oraya ver, bu bilgini buraya ver, zaten promosyon amacıyla bu şirketten temin edildiği belli olan çantayı şirketin facebook'unu beğendirerek, twitter'ını takip ettirerek, kendi sitesini takip ettirerek, kendi sitesindeki bu çekilişin reklamını facebook'ta falan yaptırarak ve yorumlarda mail adreslerini yazdırarak hayvan gibi bilgi topluyor. Bi de sanki sonra bunları hayrına yapıyormuş gibi "çuvalımda bi tane daha var kikikok" diyip noel anne havalarına giriyor.

Çok etik değil yani.

Annelik mesleğinin yanına gerilla marketing'i de ekleyen Ahu Hanım'ı üç hayırla uğurluyoruz. Buradan çanta kazanma umuduyla maillerini yorumlarda maillerini açık açık paylaşan hanımlar da "üff mailime bi sürü spam geliyo yaaa :((((" diye söylenmeye başlamışlardır inceden. 

27 Ocak 2012 Cuma

Rainbow Gatherer

Bugün gözüme takılan blog rainbowgatherer yani gökkuşağı toplayıcısı.

http://rainbowgatherer.blogspot.com/2012/01/oh-la-la.html

Saçmalık bulmak için fazla detaya inmeyi sevmiyorum, eğer bir iki postta yeterince saçmalamadılarsa geçiyorum siteyi zaten. Bu arkadaşımız fazla uğraştırmadı sağolsun.

Postumuzun başlığı "oh la la." Kafadan eksi puanla başladı dikkat ettiyseniz.

Hemen başlığın altına şöyle bir resim eklemiş sağolsun.

Giza Piramitlerinin Önünde.

İki ihtimal var, ya fotoğrafı çeken arkadaş deklanşöre ne zaman basacağını kestiremiyor. Ya da bu dört parmaklık mesafe gökkuşağı toplayıcısının yerden yükselebildiği en yüksek mesafeyi işaret ediyor. Deklanşör-barnak senkronizasyonu ise problem, teknolojinin nimetlerinden faydalanıp komik olmayan bir başka fotoğraf çekebileceğini hatırlatmak boynumun borcudur. Gerçi geçmiş olsun. Ayrıca arkadaşın pozu da "yaşam doluyum ve zıplıyorum"dan ziyade "ınını ının ınınıskim düşüyorum" pozuna yakın olmuş.

Gelelim postun devamına.

Çok mutluyum , neden mi ? Çünkü izleyici sayım 200 ‘ü aştı ayrıca sevgili blogger arkadaşım lilamoonlight bloğunun sahibi Aylin benim blogumu Versatile ve Creative Blog ödülüne layık görmüş.


Şu kız blogları isimlerine bir gün ayrıca değinicem ama arkadaş yok gökkuşağı toptancısı, yok patlıcan moru ayışığı falan. Bunları görünce model ve şarkısı pembe mezarlık niye bu kadar tutuyor daha kolay anlamlandırıyorum.

Ne olmuş, bu körler sağırlar birbirini ağırlar ödüllerinden bir tanesi de arkadaşımıza kısmet olmuş. O da sevincini yukardaki gibi zıplayarak yaşamış.

Bu ödülü alanların yapması gereken kendileri ile ilgili 7 şey yazmaları ,


Öyle bi anlatmış ki, aldığı ödül sanki cumhurbaşkanlığı koşusu şampiyonluk kupası. Yapması gerekenmiş, arkadaş şunlara desenize biz kendimizi anlatmak için böyle bahaneler arıyoruz ondan ödüller birincilikler icat ediyoruz diye.


Bunlar da ödülleriymiş. Ben de kendi bloguma daha ilk posttan bu ödülleri veriyorum. Hadi bakalım. Ama Marlon Brando gibi asi bi kişiliğe sahip olduğumdan kelli ödülümü almaya gitmiycem, ödülün gerekliliklerini de yerine getirmiycem. Yerseniz. 

İşte bunlarda ödüllerim :) Yukarıdaki fotomda bu yaz Paris’teyken sevinç ve adrenalin dolu bir anımda çekildi şehre olan hayranlığımdan :)

Yemezler.

Ve bende bu ödülleri AysStyle , FashionOnBoard , What's Next ,LunaparkQueen  ,Pembe Yastık  ve ValkiliHarikalarKumpanyası 'na veriyorum :)

Al işte, isimleri kes. Neyse geçelim şimdi kendisi hakkındaki 7 şeye;

1- Hayalperestim, çoğu şeyi görmek istediğim gibi görürüm ve bu beni mutlu eder. Kendimi fantastik bir dünyada yaşıyor gibi hissederim çoğu zaman. Alice Harikalar Diyarında masalına karşı saplantım vardır, küçükken hep Alice olmak isterdim :)

Zaten hayalperest olmasan hiç bir sebep yokken Paris'in ortasında uçurumdan düşüyor gibi yapmazdın. O bağlamda bu noktada sana katıldım, ben de o şekilde çözümlemiştim seni. Kendini fantastik bir dünyada yaşuyor gibi hissetmene ise allah akıl fikir versin diyorum. Zaten Alice hayranlığı ile fantastik dünyada yaşama eşiği aralarında pozitif korelasyon olan şeyler, bunlara girmiyorum, ama küçükken hep Alice olmak istemişsin, ilk evvela Alice masal diil roman. Orada anlaşalım. İkincisi senin Lewis Carroll'un romanının tam metnini okuduğunu da düşünmüyorum. En azından küçükken. Sen de çoğu hanım kızımız gibi küçükken Alice olmak istemezse ölecek hastalığına yakalanmışsın. 

2- Seyahet etmeyi çok seviyorum ve sık sık seyahat ederim. Özellikle yurtdışı seyahatler .

Bu blog basit typo'lar üzerinden saldırmaktan fazlasını yapmak iddiasında, o yüzden seyahet lafına takılmadım. Ama özellikle yurtdışı seyahatlerde bulunmayı sevdiğini belirttiğine göre yine sende yurdum kızının yurtdışı seyahat yapıp bunu belirtme hastalığı var. Aman diyeyim.

3- Uluslararası İlişkiler okudum, bölümümden olsa gerek eskiye ve tarihe çok meraklıyım. Özellikle Avrupa tarihi ve Soğuk Savaş yılları ilgimi çok çekiyor. Elimde imkan olsa eski zamanda yaşamak isterdim.19. yy da Fransa’da bir şato da olabilir mesela J tek sorun o zamanlar elektriğin olmaması olurdu sanırım.

Arkadaşım sen zaten fantastik bi dünyada yaşıyor gibi hissetmiyo musun? Ver coşkuyu, ver fantastiği, misal atla minibüse e-5 üzerinden. At arabasında gidiyomuş kafası yaşa. Var Uzunçayır'a, saldır metrobüse Bastil hapisanesine baskın yapıyormuş gibi yaşa... Kafanı sok otomatik kapının arasına, giyotinle kafan kesiliyormuşçasına yaşa. Yaşa bunları. Elektriğin olmaması evet biraz problem olurdu, ama senin için daha büyük problem telefonun, dolayısıyla da internetin olmayışı olurdu, manyamalarını dünyayla paylaşamazdın o durumda. Gerçi tarih yazardı yine bunları. Ayrıca uluslararası ilişkiler mezunu insanların böyle çılgın fikirlere sahip olmaları beni hep etkilemiştir. Bunları sefir yapsan komşularla sıfır sorun hedefi gerçekleşir, acır bize ecnebiler.

4- Cupcake, macaron, çikolata, Çin yemekleri, deniz mahsülleri ve kebaplar en sıkı diyette bile olsam asla hayır diyemeyeceğim yiyeceklerdir.

Hayır diyemeyeceğin yemeklerin hepsini aynı öğünde verelim sana, misal çin yemeğinin üzerine tatlı diye makaronu dayayıp sonra bi de beyti kebap getirelim, hayır diyebiliyo musun diyemiyo musun görelim. Şimdi burada bazı sivriler diyecektir onların hepsini aynı anda yerim dememiş ki sana ne oluyo. Bu çılgın yemek zevkini geçtim, hani şöyle bir taze fasulye, pırasa, semizotu olmamasını geçtim favori yiyecekleri arasında. Bu ne bohem ya, bak bak kapkeyk, makaron, çaklıt, çin yemekleri (say desen noodle der, tiramisu der) deniz mahsulleri (karidesli salatadır o da en fazla) falan, kendin hakkında bunları mı anlatabiliyosun arkadaşım? Burada 70 milyon seni merak ediyo, o kadar ödüllere boğmuş seni kamuoyu, senin verdiğin bilgilere bak: kapkek yerim. Ya git yeme sen bişey, zaten bunlara hayır diyemiyosan kolestrolden gidersin yakında.

5- Sabahları kahve içmeden kendime gelemem :)

Ne oluyosa artık kahve içince, yüzünü soğuk suyla yıka, gayet gelirsin kendine.

6- Müzik benim hayatımda olmazsa olmaz, belirli grup ve prodüktörlerin yaptığı yabancı elektronik müzikleri dinliyorum (öneriler verebilirim meraklıysanız :) )

Meraklısıyız, anlat. Ama senin müzik zevkin belirli zümrelerin tekelinde olmamalı, daha çok elektronik müzik yapımcısı ve grubu senin o naçiz beynine ulaşabilmeli. Lütfen biraz daha açık görüşlü ol ve daha çok insana bu lütufta bulun, çünkü elektronik müzik grupları ve prodüktörleri meslek birliği zor durumdaymış. Allahım ya.

7- Yaşamak istediğim yerlerden bir tanesi Disneyland (3 kez gittim yine de giderim) diğeri ise chalet yani Alp dağlarında bir İsveç dağ evi :)

Seçim yap, 19.yy da fransız şatosunda mı yaşayacaksın yoksa Disneyland'da mı? Ayrıca Disneyland dediğin senin Şişli gibi yer, mesai saatleri dışında durulmaz orda. Oraya vereceğin parayla Çekmeköy'de site içinde triplex ev tutarsın, hem çekmeköye bu soğuk kış günlerinde kar da iner alp havası olur, hem ayı iner dağ havası olur, hem de üçüncü kata çıktığında yeterince şato tribi yapabilirsin.

Aşağıda bunun ingilizcesini yazmaya çalışmasını ilk başta görmemiştim ama türkçesi ile ingilizcesi baya alakasız, kahve içmeden kendime gelemem demiş türkçesinde, ingilizcesinde kahve içmeden yaşayamam sabahları demiş. Muhtemelen kendime gelemem söz öbeğiyle ingilizce cümle kuracak kadar beceremiyor ingilizceyi. Buradan kaynaklanıyor ama bu konuda da üzerine gitmiycem.

Şimdi de kendisine tavsiyelerimiz:

1-Hayır diyemeyeceği yemekleri azaltıp biraz kardiyo. Baldırlar bıngıl bıngıl gözüküyor ve muhtemelen hantal vücudu dört beş parmaktan fazla zıplayamıyor. Dengeli beslenme ve sporla bunların üstesinden gelebilir.
2-Yurtdışı seyahatlerini biraz çeşitlendirsin, üç kere Disneyland'e gidene kadar daha başka yerlere de gidip daha geniş bir vizyona sahip olabilir.
3-İmkanım olsaydı 19.yy'da şatoda yaşamak isterdim gibi mantık sınırlarını zorlayan açıklamalardan kaçınmalı.
4-Diyet, diyet önemli.
5-tureng.com ingilizce bir çok kelimenin yanı sıra değişik kullanımlar için de yardım alabilir.
6-Yaşamak istediği yerler konusunda biraz daha realist hedefler.
7-Dahi anlamındaki -de ve -da ların kullanımı hakkında alıştırmalar.

Evet, arkadaşımızı üç hayırla uğurluyoruz, ulaştığı 200 takipçisine ise akıl fikir diliyoruz.